Notice: Only variables should be passed by reference in /home/adven043/public_html/al-waad.org/wp-content/plugins/sitepress-multilingual-cms/inc/functions-load.php on line 107
Health and Wellness

Hayat boyu sağlıklı ve zinde

kalmanın sırlarını biliyor musunuz?

Sağlık ve Zindelik: Hayatınızı Değiştirecek Sırlar size kanser, diyabet, kalp hastalıkları ve obezite gibi kronik öldürücülerden kaçınmanın hayret verici derecede basit yöntemlerini gösteriyor. İyi beslenmenin bedeni nasıl iyileştirdiğini ve zihni güçlendirdiğini, egzersiz yapmanın ömrü nasıl uzattığını, sevginin ve affediciliğin kalbi nasıl onardığını öğreneceksiniz!

Hızlı Bir Bakış

Risk Faktörü

Ölümcül bir hastalığa yakalanma riskiniz var mı? Dünyanın dört bir yanından derlenen sarsıcı gerçeklere bir bakın.

Depresyon

Depresyon, kaybol. Bu basit tıbbî ilkeler duygusal düşüşlerin nasıl tedavi edileceğini gösteriyor.

Diyabet

Ölümcül diyabetin yalnızca genlerinizde mevcut olmadığını okuyacaksınız. Bundan kaçınmak için ne yapabileceğinizi öğrenin.

Beslenme

Arabanıza hangi türden yakıt ve yağ koyacağınızı biliyorsunuz. Vücudunuzun içine ne türden yiyecekler almanız gerektiğini biliyor musunuz?

Aile İçi Şiddet

Ev içi şiddet yalnızca kapalı kapılar ardındaki kişileri incitmekle kalmaz; tüm toplumu etkiler. Bunun nasıl olduğunu öğrenin.

Egzersiz

Vücudunuz formda kalmak için yeterince hareket ediyor mu? Öğrenmek için kendinizi test edin.

Sağlıklı İlişkiler

Sağlıklı İlişkiler ile sağlıklı vücutlar arasında bağlantı var mı? Evet. İşte böyle.

Çok Daha Fazlası!

Enerjik, sağlıklı ve zinde olabilme yollarını gösteren daha fazla ipucu için bize katılın!

Daha Fazla Bilgi

Sahtein ve Hana

Metin: Yemek yemeyi seviyor, fakat sağlıklı yemekler yapmayı bilmiyor musunuz? Adım adım yemek pişirme gösterilerimizden birine katılarak harika lezzetli ve daha sağlıklı yemekleri yapmayı öğrenin!

Kilo Verme Yolları

Metin: Zayıflamaya çalıştığınız, ancak tartıya her çıktığınızda hayal kırıklığına uğradığınız oldu mu? Bu videoda kilo vermenin bilimsel yöntemini ve başka pratik ipuçlarını öğreneceksiniz.

Kitaptan örnek sayfalar

Aşağıda bazı örnekleri görüntüleyebilir, sonra da tüm kitabı indirebilirsiniz!
Ücretsiz ve kaybedeceğiniz hiçbir şey yok (hastalık dışında).

10. Bölüm – Huzursuzluğumuza Karşı Huzur

Yeteri kadar uyumayı ihmal edersek ne olur? 2011 yılında, bir internet kafede, neredeyse hiçbir şey yiyip içmeden üç gün aralıksız bilgisayar başında vakit geçiren Çinli bir adam hayatını kaybetti. İki yıl sonra, Aralık 2013’te Endonezya’da, Young & Rubicam reklam şirketi çalışanı genç Mita Diran, üç gün aralıksız çalıştı, uyanık kalmak için enerji içecekleri tüketmişti, fakat işine olan saçma bağlılığının bedelini hayatıyla ödedi.

Uykusuzluk ve bitkinlik yüzünden açık durmakta zorlanan gözlerden bakıldığında dünya o kadar kasvetli ve iç karartıcı görünür ki, inanamazsınız. Öte yandan, derin uykuyla geçen uzun bir gecenin sabahındaki yenilenme ve yeniden doğma hissi tamamen canlandırıcıdır. Sonuç olarak, Allah insanları çalışmak için yarattıysa (Tevrat, Yaratılış 2:15), onları aynı zamanda dinlenmeleri için de yarattı. Hem uykunun hem de dengeli ve üretken çalışmanın bereketlerine paydaş olarak, fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüğün bize kazandıracağı zindeliğe sahip olabiliriz.

Uyku
Bu konuda yapılan bilimsel araştırmalar çok nettir: insan olarak uykuya ihtiyacımız var. Yeteri kadar uyumadığımız zaman işlevimizi yerine getiremiyoruz. Kabul etse de etmese de herkes uykunun ne kadar önemli olduğunun farkında. Bu konuda uzun yıllardır birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen, uyku gizemini hala koruyor. Uyku tam olarak nedir? Ne yapar? Vücudumuzu ve zihnimizi bu kadar etkilemesinin sebebi nedir? Bunlar hâlâ tam olarak cevaplanabilmiş sorular değil. Tek bildiğimiz, uykunun sağlık ve zindelik için zaruri olduğu. Varlığıyla hasta olmamanızı garanti altına almaz, ama yokluğu er ya da geç kesinlikle hastalanacaksınız demektir.

Ne kadar uyku yeterlidir? Cevaplar çok çeşitlidir, çünkü kişinin kendisi, sağlık durumu, çalışma alışkanlıkları, yaşı ve metabolizması bu sorunun cevabını verirken dikkate alınması gereken faktörlerden sadece bir kaçıdır. Basitçe, birçok kişinin her gece sekiz saat uykuya ihtiyacı vardır (bazı çalışmalar yedi ila dokuz saat diyerek bir aralık bildirmektedir). Uykunun tüm faydalarından yararlanmak için en ideali budur. Kendimizi dinlenmiş, duygusal ve fiziksel olarak daha iyi hissetmemizi sağlamasının yanında, salgın hastalıklarla savaşmamıza yardımcı olur, diyabeti önler ve kalp rahatsızlıkları, obezite ve yüksek tansiyon riskini azaltır.

“Uyku sağlığı, bilhassa kireçlenme, böbrek yetmezliği, ağrı, HIV (insan bağışıklık eksikliği virüsü), epilepsi, Parkinson ve depresyon gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler için çok önemlidir. Yaşı ilerlemiş yetişkinlerde, tedavi edilmemiş uyku bozukluğunun sağlıkla ilgili hayat kalitesini düşürdüğü, işlevsel sınırlamaları arttırarak kişinin bakıma muhtaç hale gelmesine yol açabildiği ve kişinin her hangi sebepten hayatını kaybetme riskini artırdığı saptanmıştır.”

Dünyanın Dört Bir Yanındaki Uykusuzlar
Hayatlarımızı her gün daha da kolaylaştıran aletlere, hızlı ulaşım imkânlarına ve yüksek hızda internete rağmen uykuya yeterli vakti ayırmıyoruz. Sanki her şey daha hızlı olduğunda, bize de dinlenip rahatlamak için daha çok vakit kalacağını düşünüyoruz. Fakat dünyanın dört bir yanında birçok kişi tavsiye edilen yedi ile dokuz saatten daha az uyumaktadır. Buna ek olarak, uyku problemleri olan kişilerin sayısı artmakta, milyonlarca kişi de çeşitli türlerde kronik uyku bozukluğu çekmektedir.

Yetersiz uyku gün içindeki performansımızın düşmesine yol açar. Uykudan sadece bir geceliğine bir buçuk saat çaldığımızda, gün içindeki uyanıklığımızı yüzde 32 azalmaktadır. Dahası, yetersiz uyku hafızayı ve kavrama becerimizi zayıflatır. Yeteri kadar uyumadığı için gereksiz bir asabiyet ve zayıflık halindeki kişiler yüzünden hayatımıza eklenen stresi yaşamamış olan var mı? Yeteri kadar uyumayan çalışanlar yüzünden, iş kazası risklerinin iki kat arttığı bilinmektedir. Amerikan Ulusal Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) her yıl uykusuz araba kullanma yüzünden 100.000 trafik kazası yaşandığını ve bu kazaların 71.000’inin yaralanmalara, 1.550’sinin de ölüme neden olduğunu tahmin etmektedir. Uykusuzluk yüzünden yaşanan bu sorunlar sadece bizi değil, çevremizdeki herkesi etkilediği için, yeteri kadar uyumak ve dinlenmek her şeyden önce bizim sorumluluğumuzdur.

7. Bölüm – Depresyonun Ötesinde Umut

Depresyon, her yerde, herkesi etkileme potansiyeline sahip küresel bir sorundur. İstatistikler her yaştan 350 milyondan fazla kişinin depresyonda olduğunu göstermektedir. Dünya çapındaki iş göremezliğin önde gelen sebebi, küresel hastalık yükünün en önemli parçalarından biridir. Bu hastalığın örneklerini inceleyenler, önümüzdeki yıllarda bu rakamların daha da artacağını öngörüyorlar.

Dünya Sağlık Örgütü depresyonu şöyle tanımlıyor: “Temel özellikleri üzüntü, mutluluğun yada ilginin azalması, suçluluk yada kendini değersiz görme, uyku veya iştah bozukluğu, yorgunluk hissi ve dikkat dağınıklığı sorunları olan, yaygın bir zihinsel bozukluk.” En kötü haliyle depresyon insanı intihara sürükleyebilir. Her yıl 1 milyon kişinin depresyonla ilgili nedenlerle hayatlarını kaybettiği tahmin edilmektedir. Birkaç olumlu ilkenin ve etkili tedavinin depresyondaki insanların hayatını ne kadar değiştireceğini fark ettiğimizde, bu rakamlar çok daha can sıkıcı hale geliyor.

Daha iyi bir hayat standardı bile mutluluğu garanti edemez. “89.000 kişi ile yapılan detaylı görüşmelerle tamamlanan bir çalışmada, yüksek gelirli ülkelerde nüfusun yüzde 15’inin, düşük/orta gelirli ülkelerde ise yüzde 11’inin hayatları boyunca depresyona yakalanma ihtimali olduğu, yüksek gelirli ülkelerdeki kişilerin yüzde 5,5’inin geçen yıl depresyon geçirdikleri tespit edilmiştir.” Gördüğümüz gibi, para hayal kırıklığına, umutsuzluğa ve cesaretin kırılmasına çözüm değil.

Aynı araştırma kadınların “depresyona yakalanma ihtimalinin erkeklere göre iki kat daha fazla olduğunu” gösteriyor. “Temel etken ise ayrılma, boşanma ya da ölüm nedeniyle eşlerini kaybetmiş olmaları.” Depresyonun sebebi herkes için aynı değil. Bazıları için bu, genetik sebeplerle beyinde oluşan kimyasal dengesizlik (sinir iletkenleri) problemidir. Diğerleri için, sevdiği birini kaybetme, işini kaybetme, boşanma veya aynı ölçüde stresli başka bir olay bunu tetikleyebilir. Birçok vakada, depresyon hem beyindeki kimyasal dengesizliğin hem de tetikleyici bir olayın bir araya gelmesi sonucunda oluşur. Nedeni ister beyindeki kimyasal problemlerden ötürü, ister yaşanılan bir olayın verdiği acıdan ötürü olsun, depresyon insanın hayatına çok zarar verebilir, dolayısıyla etkili çözümler şarttır.

Ciddi Bir Durum
Depresyon elinizi kolunuzu bağlayabilir. Milyonlarca insan üzüntünün, kasvetin ve umutsuzluğun karanlık gölgesinde, yetersizlik ve kendini değersiz görme gibi duygularla boğuşarak yaşıyor. Depresyonun çeşitli dereceleri var ve hepimiz küçük depresyonlar yaşıyoruz, fakat 100 kadından 22’si hayatlarında en az bir defa, bir olay üzerine veya daha uzun süren, ciddi depresyonla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu, aynı şeyin bir erkeğin başına gelme ihtimalinin neredeyse iki katı. Her 100 erkekten yaklaşık 13’ü hayatları boyunca bir çeşit depresyonla mücadele etmek zorunda kalıyor. 10 yaşına kadar olan çocuklar da depresyon geçirebiliyorlar, ancak ergenlik çağına ve sonrasına kadar kızlarla erkekler arasında belirgin bir fark yok. Gerçi menopozdan sonra kadınlar da depresyona yatkınlıklarını kaybediyorlar.

Kadınları stres kaynaklı depresyona erkeklerden daha yatkın hale getiren birçok faktör var. Ayrıca kadınlar, erkeklere göre mevsimsel depresyona dört kat daha yatkınlar. Mevsimsel depresyon kış aylarında gündüzlerin çok kısa olduğu bölgelerde karşılaşılan bir tür depresyondur. İnsanlar sabah daha hava ağarmadan kalkıp işe giderler ve akşam hava karardıktan sonra işten çıkıp eve dönerler, dolayısıyla gün ışığıyla temasları yok denecek kadar azdır. Depresyon başlangıcına sebep olabilecek bir diğer faktör de, üretken yıllardaki hormonal dalgalanmalardır. Beyindeki sinir iletkenlerini etkileyip, depresyona karşı zafiyeti arttırabilirler.

Birçok toplumda kadınlar erkeklerle eşit konumda değildir. Bunun da depresyona yol açma ihtimali vardır. Çocuk doğurmak ve ailenin büyüklüğünü düzenlemek gibi konularda kadınlardan beklenenler, çoğunlukla kaldırabileceklerinden daha fazla sorumluluk yüklenmeleri ve üreme işlevinden dolayı hesap vermeleri anlamına geliyor. Kısırlık ya da çocuk düşürme, çoğu zaman görevlerini yerine getirmemiş bireyler olarak görülmelerine yol açıyor. Hassas kadınlar için, doğum kontrol hapları depresyona yol açma potansiyeline sahip. Aylık hormonal değişiklikler ya da lohusalık sürecindeki hormonal dengesizlikler de depresyona yol açabilir. Sebebi her ne olursa olsun, depresyondaki kadınların ciddi ve şefkatli bir bakıma ihtiyacı vardır.

Depresyonun belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Devamlı yorgunluk ve halsizlik, depresyondan muzdarip kişilerde en sık görülen şikâyetlerin başında gelir. Depresyondaki kişilerde dikkat dağınıklığı ve kararsızlık görülebilir. Suçluluk ve kendini değersiz görme duyguları bazen haftalarca, hatta aylarca hastayı esir alabilir. Bazılarıysa uykusuzluk, ya da tam tersine, gerektiğinden çok daha fazla uykuya ihtiyaç duyma durumuyla karşılaşabilirler. Birçoğu sabahın köründe uyanırlar. Depresyondaki kişiler günlük faaliyetlere olan ilgilerini kaybetmeye yatkındır. Sürekli ölüm ve intihar düşünceleriyle boğuşmak durumunda kalabilirler. Beslenme alışkanlıklarındaki değişim kilo kaybına ya da kilo almalarına yol açabilir (bir ay içinde vücut ağırlıklarının yüzde beşinden fazla kilo alma ya da verme gibi). İlerlemiş vakalarda, depresyondaki hastalar yemek ve tüm sosyal ilişkiler dahil, hayatla ilgili tüm faaliyetlere karşı ilgilerini kaybedebilirler.

Toplum, majör depresif bozuklukların da diyabet ve sarılık gibi fiziksel yönü ön planda olan hastalıklar kadar ciddi bir hastalık olduğunun farkına varmalıdır artık. “Kendine gel” ya da “hayatını kontrol altına al” gibi düşünmeden edilen laflar, çoğu zaman bunları söyleyenlerin bilgi eksikliğinden, hatta daha da üzücüsü, habersiz olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu tür sözler depresyondaki kişiyi daha çok üzer, canını acıtır ve hatta durumunun daha da kötüleşmesine yol açabilir.

5. Bölüm – Sağlıklı İlişkiler

Bedensel Sağlık Etkisi
Araştırmalar sonucunda, destekleyici ilişkilerin bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı daha dirençli olmamızı sağladıkları görülmüştür. Bu araştırmalardan birinde, akrabaları ve yakın arkadaşları tarafından yalnızca haftada üç kez ziyaret edilen yaşlılarda, bağışıklık fonksiyonunun geliştiği saptanmıştır. Madalyonun diğer yüzü de aynı şekildedir. Bilimsel araştırmalar kötü muamele görülen ilişkilerin sağlığımıza zarar verebileceğini ortaya koymuştur. Fiziksel, cinsel veya duygusal şiddete maruz kalma, ya da istismara bağlı sürekli stres, birçok sağlık sorunuyla ilişkilidir. Çocuklukta yaşanan olumsuz tecrübelerin yetişkinlikte birçok fiziksel sağlık sorununa yol açtığı görülmektedir. Çocuklukta yaşanılan sarsıcı olaylar arasında, “sözlü, cinsel veya fiziksel istismar, ayrıca ailevî işlevsizlik,” örneğin yetişkinler arası aile içi şiddete tanık olma sayılabilir. İnsanın en sağlam bağlarla bağlı olduğu kişilerden (kendi ailesi gibi) çoğu kez şiddet görmesi çok üzücü bir gerçektir. Dünya üzerindeki cennet, sevgi ve sıcaklıkla dolu güvenli yuva olması gereken evler, bazen kapalı kapılar ardında korku, tehlike ve kötülük dolu olabiliyor.

Böyle sağlıksız bir ortamda yaşamak, insanı ölüme kadar götürebilecek kronik stres hastası yapabilir. Çocukluğunda kötü muamele görmüş yetişkinlerin, şeker hastası olma riski yüzde altmışa kadar daha fazladır. İhmal edilmiş çocukluğun da ileride şeker hastalığı riskini artırdığı çalışmalarla saptanmıştır. Günümüzde şeker hastalığının ne kadar yaygın olduğu göz önüne alınırsa, bu bilgiler hem korkutucu hem endişe vericidir. Şeker hastalığının evdeki ilişkilerimizle bu kadar ilintili olduğu kimin aklına gelirdi? Fakat yaşadıklarımızın bedensel sağlığımıza olumsuz etkisi, bazen şeker hastalığı veya zayıflamış bağışıklık sisteminden çok daha fazladır. Çocukluktaki sarsıcı deneyimlerin, kanser, kalp ve damar rahatsızlıkları, obezite ve erken ölüm vakalarında rol oynadığı görülmektedir. Kanıtlar, çocuklukta yaşanılan aşırı stresin bağışıklık sistemini zayıflatması ve kötü muamelenin zihnin hassas mekanizmalarına zarar vermesi halinde, ilerleyen yaşlarda birçok fiziksel, zihinsel ve ruhsal sorunların ortaya çıkabileceğini ikna edici bir şekilde göstermektedir.

Zihin Sağlığı ve Toplumsal Sağlık Etkisi
Evdeki sağlıksız ilişkiler aslında beynimizde değişikliklere yol açar. Özellikle de beynin kısa süreli ve uzun süreli hafızada önemli roller oynayan bölümleri etkilenir. Ek olarak, aile içi şiddete maruz kalan çocuk ya da yetişkinlerde, korku, utanma, suçluluk duygusu ve uyumsuzluk sıkça görülür. Bu tür olumsuz duygular hem erkelerde hem de kadınlarda depresyon, bipolar rahatsızlık ve travma sonrası stres bozukluğu gibi zihinsel ve duygusal problemlerin oluşmasına katkı sağlar.

Çocuklukta tecrübe edilen kötü muamele ve yokluk bağışıklık sistemimize zarar verir. Böyle bir geçmişten gelen kişiler yetişkinliğe ulaştıklarında, çoğu zaman bağışıklık sistemi bozukluğundan kaynaklanan anormal iltihap kontrolü sorunlarıyla karşılaşırlar. Aynı zamanda, bu kişilerin şeker hastası olma riski daha yüksektir! Bu tip bağışıklık sistemi bozuklukları sadece çocukluklarında kötü muamele görenlerde değil, aile içi (eşler arası) şiddete maruz kalan yetişkinlerde de görülür, özellikle de şiddet uzun süre devam ettiyse.

Toplum Sağlığı Etkisi
Araştırmalar, her türden kötü muamele ve şiddetin ölüm oranını arttırmakla kalmadığını, ayrıca tüm toplum üzerinde olumsuz etki yaptığını göstermektedir. Şiddet ve kötü muamele dünya çapında ciddi sorunlar haline gelmiştir.

Aşağıdaki istatistik bilgiler, şiddetin ve istismarın sağlık üzerindeki etkisini gerçekçi bir görünümle ortaya koymaktadır: Dünya çapında kayda geçen kadın cinayetlerinin üçte birinden fazlası, çoğunlukla eşler olmak üzere, birinci derece yakınlar tarafından işlenmektedir. Böyle bir şiddet çoğunlukla kötü muameleyle dolu uzun süreli ilişkilerin nihai sonucudur. Dünya Bankası verilerine göre 15 ile 44 yaş arası kadınların tecavüz ya da aile içi şiddet kurbanı olmaları ihtimali, trafik kazası geçirme, savaşta yaralanma, ya da kansere veya sıtmaya yakalanmaları ihtimalinden daha yüksektir.

Önsöz – Bu Kitaba Neden İhtiyacınız Var

Modern zamanlarda en uzun yaşayan 100 kişinin yaşları 113 ile 122 arasındadır. 2014 yılı başında bu asırlık kişilerden sadece altısı hâlâ hayattaydı, fakat gelecekte çok daha fazla kişi olabilir. Modern tıp ortalama insan hayatını yakın gelecekte önemli ölçüde uzatacağını vaat etmektedir. O zamana kadar, siz de daha uzun ve daha sağlıklı yaşamak için elinizden geleni yapabilirsiniz. İkizler üzerinde yapılan bir araştırma insan ömrünün yüzde yirmi ile otuz arasında genlere bağlı olduğunu göstermişse de, birçok diğer araştırmaya göre uzun ömürlülük büyük ölçüde hayat tarzı ile ilgilidir.

Modern tıp, insan sağlığını üst seviyede tutmak için çok gelişmiş teknikler bulmuştur. Yine de gerçek rakamları bilen hiç kimse savaşın kazanıldığını söyleyemez. Sağlıklı olma çabası, her devlet ve her birey için halen her gün yaşanan bir mücadeledir. İstatistiklerden hoşlanıyorsanız, işte size birkaç gerçek:

2015 yılında, dünya genelinde sağlık sektörü için öngörülen harcama üç trilyon dolardır ki, bu rakam, sağlık sektörünün dünya ekonomisindeki payıyla en tepelerde olduğunun göstergesidir. Birçok gelişmiş ülkede gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde onundan fazlası sağlığa harcanmaktadır.

Sadece yıllık ilaç üretimi üç yüz milyar doların üzerindedir. En büyük on ilaç şirketi (altısı ABD, dördü Avrupa merkezli) yılda on milyar dolardan fazla satış yapmaktadır ve kar marjları yüzde otuz civarındadır. Öte yandan sadece bir ilacı geliştirmek bile bazen 1,3 miyar dolardan fazlasına mal olabilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2006 yılı itibarı ile dünya çapında 59 milyondan fazla sağlık çalışanı bulunuyordu. Bunların 9,2 milyonu doktor, 19,4 milyonu hemşire ve ebe, 1,9 milyonu diş hekimleri ile diğer diş sağlığı personeli, 2,6 milyonu eczacılar ile diğer eczacılık personeli ve 1,3 milyonu da halk sağlığı personeliydi. Bugün bu sayılar muhtemelen daha da yüksektir. Bu yüksek sayılara rağmen, halen 4 milyondan fazla doktor, hemşire, ebe ve diğer sağlık çalışanına ihtiyaç duyuluyordu.

Tedavi edilebilir ağrılar bile hala ciddi bir problemdir, zira ağrı kesici ve yatıştırıcılarla tedavi edilebilecek her on hastadan sadece biri ihtiyacı olan bakıma ulaşabilmektedir.

Sağlık, zenginin de yoksulun da ortak rüyasıdır. Ünlü beyin cerrahı Dr. Ben Carson şunları anlatmıştı: “Johns Hopkins Üniversite Hastanesi’nde stajyer iken, odalarda yatan bazı hastaların sosyal statüsü beni çok etkilemişti. Üst düzey hükümet görevlileri, kraliyet ailesi mensupları ve pek çok büyük kuruluşun yöneticileri vardı. Birçoğu korkunç hastalıklar yüzünden ölmek üzereydi ve sağlık için tüm unvanlarını ve sahip oldukları her kuruşu seve seve feda edebilirlerdi. İnsan böyle durumlarda hayatta neyin gerçekten değerli olduğunu çok daha iyi anlıyor.”

Aslında sağlık olmadıktan sonra diğer birçok şeyin pek bir anlamı kalmıyor. Bu nedenle, sadece hastalandığımızda değil, günlük yaşantımızda da sağlığımızı korumaya çok dikkat etmeliyiz. Sağlıktan bahsederken de meseleyi sadece fiziksel boyutuyla değil, zihinsel ve ruhsal yönleri açısından da ele almalıyız. Bizim görevimiz, bu üç boyutu da hem kendi hayatımızda hem de dünyadaki tüm insanların hayatında en uygun hale getirmektir. Dr. Carson “Doktorluk hayatımda fiziksel ve duygusal sağlıklarını geri kazanan kişilerin mutluluğuna birçok defa şahit oldum, ancak ruhsal sağlıkla birlikte gelen sonsuz olması muhtemel sevinçle karşılaştırıldığında bu çok küçük kalır” diyor.

İlk bakışta göründüğümüzden çok daha değerliyiz. Bedenimizi örnek alalım. Araştırmacılar vücudumuzun toplam kimyasal değerini hesapladığında o kadar da değerli olmadığımız sonucuna varabilirler. Öyle bile olsa, Wired dergisine göre kalbimizin, ciğerlerimizin, böbreklerimizin, DNA ve kemik iliğimizin toplam parasal değerini düşündüğümüzde, her birimiz sağlam bir 45 milyon dolar değerindeyiz.

Kendi kişisel sağlık durumunuzu değerlendirirken, hayattaki en büyük mutluluğu tatmak için muhtemelen bazı olumlu adımlar atmanız gerektiğini anlayacaksınız. Fakat sizi bunaltacak birçok değişikliği aynı anda yapmak yerine, birkaç küçük adımla başlamanız daha doğru olur. Örneğin, egzersiz için ayırdığınız vakti arttırdıkça, ya da tükettiğiniz şeker ve işlenmiş gıdaları azalttıkça, ya da daha fazla dinlendikçe, daha azimli olacaksınız ve sağlıklı seçimler yapma yeteneğiniz güçlenecek.

Sağlıklı olmayı hepimiz arzuluyoruz, fakat maalesef pek çok kişi sağlığının değerini ancak onu kaybettiğinde anlayabiliyor. İşte size sağlığınızı ve hayat tarzınızı dikkatlice değerlendirme fırsatı. Alelacele, birkaç gün içinde vazgeçeceğiniz kararlar almayı unutun. Her yönüyle hayattan alabileceğiniz her şeyi alabildiğinizi düşünüyor musunuz? Fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal açılar dâhil olmak üzere, genel sağlığınızı yakın zamanda değerlendirdiniz mi?

Günlük yeme, çalışma ve uyuma alışkanlıklarınızı doğru şekilde yönettiğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Peki, gerçekten nitelikli bir hayatın tadını çıkartıyor musunuz? Hayatta sizin şu ana kadar tecrübe ettiğinizden çok daha fazla şey olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Sizin Sağlık Sorununuz Nedir?
Bugüne kadar tütün ve alkollü içki içmediğiniz için kendinizi iyi hissediyor olabilirsiniz, peki beslenme düzeninize ve aldığınız tuza dikkat ediyor musunuz? Bulaşıcı olmayan hastalıklara yol açan, çoğunlukla yediğimiz sağlıksız gıdalardır. Bu hastalıklar yüzünden meydana gelen ölümlerin en az yüzde kırkı doymuş ve trans yağlı, tuzlu, şekerli ve işlenmiş karbonhidratlı yiyeceklerin tüketiminden dolayı olmaktadır. Tükettiğiniz gıdaları bütçeniz doğrultusunda, çeşitliliğe ve besleyiciliğe dikkat ederek, akıllıca ve dikkatle mi seçiyorsunuz? Tuzu azaltmak, porsiyon boyutunu küçültmek ve sebze ile meyvelere ağırlık vermek gibi basit eylemler sağlığınızda büyük değişiklikler meydana getirebilir.

Tabi ki günlük egzersiz olmadan tam olarak sağlıklı olmanız mümkün değil. “Televizyon seyrederken her reklam arasında oturduğum koltuktan kalkıp kendime atıştırmalık bir şeyler hazırlıyorum ve evimle market arasındaki yüz metrelik mesafeyi yürüyerek gidiyorum” diyebilirsiniz. Peki planlanmış ve düzenli olarak takip ettiğiniz sistematik bir egzersiz programınız var mı?

Kişilerle ilişkileriniz nasıl? Değer verdiğiniz arkadaşlarınız, yol gösterdiğiniz gençler, yardım ettiğiniz ihtiyaç sahipleri var mı? Sosyal destek ile Tanrı’ya ve diğerlerine bağlanmışlık da şifalıdır! Belki de hayatınızda onarılması gereken, bozulmuş ilişkileriniz vardır. Okumaya devam edin. Allah’ın sizin için hayal bile edemeyeceğiniz kadar harika bir planı var.

Mutlu musunuz? Sabah uyandığınızda hayatta bir amacınız olduğunu düşünüyor musunuz? Kendinize güvenerek yürüyor musunuz? Yüzünüz gülüyor mu? Yoksa hayat çok ağır mı geliyor? Endişeli ve mutsuz musunuz? Gelecek size kasvetli mi görünüyor? Hayatın anlamsızlığı, başarısızlık ve hüsran gibi karanlık düşüncelerle mücadele ediyor musunuz? Birlikte bilimsel gerçekleri ve herkes tarafından uygulanabilir olan hayatları değiştiren ruhsal ilkeleri keşfettikçe, mutluluğun gerçekten mümkün olduğunu siz de göreceksiniz.

Biz huzuru ve geleceğe dair umudu ancak Allah’ta bulabiliriz. Allah bize şimdi ve sonra, hatta sonsuza kadar, sağlığa ve zindeliğe sahip olmamız için gerekli yol haritasını ve talimatları vermiştir. Biz, yalnızca birkaç onyıl mücadele edip ölmek için değil, bundan çok daha fazlası için doğduk. Allah bizim bereketli hayatı bugün, yarın ve sonsuza kadar yaşamamızı amaçlamıştır.

Allah’ın hayatınızla ilgili, hayret verici demenin hafif kalacağı bir planı var. Hayatı dolu dolu yaşamanızı istiyor ve bununla bizzat ilgileniyor. Ölçüsüz sevinci tecrübe etmenizi arzuluyor. Gökteki Allah’ın sizin için planı, fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal olarak bütünlüklü bir hayat yaşamanız.

Bölüm seçin

  • 10. Bölüm – Huzursuzluğumuza Karşı Huzur

  • 7. Bölüm – Depresyonun Ötesinde Umut

  • 5. Bölüm – Sağlıklı İlişkiler

  • Önsöz – Bu Kitaba Neden İhtiyacınız Var

Bize Ulaşın